düş’ le

En son ne zaman güneşin yüzümü sıcaklığıyla karıncalandırdığını hatırlamıyorum. Ya da en son ne zaman kalbimin bir çocuk hevesiyle damarlarıma kanı bir hücumvari yollayışı ya da en son kendimi ne zaman bir masal karakteri gibi düşlediğimi. Bir ev mesela, eve girişimde beni ferah bir odanın karşılayışı. Ben böyle hayaller kurarken sanki o düşlediğim ev zifiri bir karanlığa boyanıp o güneşi kucaklayan pencereler birbiri ardına kapanmış. Kimsenin feryadınızı duyamayacağı dört duvarın arasındasınızdır işte. Feryadınızı yalnızca evin dibindeki bir sokak lambası ile paylaşabilir, aydınlattığı o küçücük metrekareye kendinizi sığdırıverirsiniz. Sokaktan geçen insanların gözbebeğine bakarsınız ama görünmezsiniz onlara çünkü siz artık gelip geçmiş bir duygusunuzdur belki de. O duygunun ne olduğuna bizim karar vermemize izin verilmez tabii ama o insanların bu duyguyu sürekli olarak anımsayıp başka kapılara anahtar etmesi sizin engelleyebileceğiniz bir şey değildir. Feryat edersiniz, gırtlağınızı yırtarcasına bağırır nefesini zorla solursunuz. Ama duyan yoktur evin dibindeki sokak lambası dışında. Ve sizin bu durum karşısında dizlerinizi karnınıza çekip kendi içinize ağlamanız dışında yapabileceğiniz bir şey yoktur belki de.

Ya da sen söyle bana, var mıdır?

🎵

*tavsiye edilir 🙂

Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın